Menü Altı
Menü Altı

Erdoğan: “Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı gösteren tekliflere açığız”

Erdoğan: “Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı gösteren tekliflere açığız”

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda dün yaptığı konuşmada Kıbrıs’a da değindi.

Kıbrıs’ta 2008’de başlayan kapsamlı müzakere sürecinin, Rum tarafının anlaşılmaz tutumu sebebiyle sonuçsuz kalmasından üzüntü duyduklarını belirten Erdoğan, “Doğu Akdeniz’de son yıllarda keşfedilen doğal kaynakların bölgenin barışına, istikrarına ve refahına hizmet etmesi için elimizden geleni yapıyoruz, yapacağız. Kıbrıs Türklerinin haklarına saygı gösteren çözüm tekliflerini değerlendirmeye hazırız” diye konuştu.

Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Tüm bu gelişmeler ve yaşanan insani trajediler, Türkiye olarak ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyerek sembolleştirdiğimiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yeniden yapılandırılması çağrımızın haklılığını teyit ediyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin reforme edilmesinde ne kadar geç kaldığımızın da bu ifadesidir” dedi.

Erdoğan, BM Genel Kurul Salonu’nda, BM 72. Genel Kurulu Genel Görüşmeleri Açılışı’nda yer alarak, Genel Kurula hitap etti.

Suriye ve Irak’ın yanında, Libya ve Yemen gibi terör örgütlerinin etkinlik kurma çabası içinde bulunduğu bölgelerin de yakından takip edildiğini belirten Erdoğan, Libya’daki meşru yönetimin uluslararası toplum tarafından desteklenmesinin, ülkenin istikrarına önemli katkı sağlayacağını söyledi.

Erdoğan, Suriye ve Irak’ta yapılan yanlışların Libya’da tekrarının, Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı çok daha büyük tehditlerle karşı karşıya bırakacağının unutulmaması gerektiğini vurguladı.

Üzerinde hassasiyetle durdukları bir başka meselenin de Körfez bölgesinde baş gösteren ihtilafın bir an önce çözümü olduğuna dikkati çeken Erdoğan, “Bunun için öncelikle Katar halkının hayat şartlarını olumsuz etkileyen yaptırımların kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Kuveyt Emiri Şeyh Sabah’ın krizin çözümüne ilişkin arabuluculuk çabalarını desteklediğimizi burada ifade etmek isterim. Temennimiz bu gayretlerin olumlu sonuç vermesidir.” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Körfez bölgesinin ağabeyi” olarak gördükleri Suudi Arabistan’ın da sorunun çözümü yönünde samimi irade göstereceğini ümit ettiklerini kaydetti.

Bir başka önemli sıkıntının, dünyanın kanayan yarası olarak gördükleri “Filistin meselesi” ve buna bağlı olarak “Kudüs ile Harem-i Şerif’in tarihi statüsünün korunması” hususu olduğuna işaret eden Erdoğan, temmuzda Harem-i Şerif’te yaşanan krizin, sorunun ne kadar hassas olduğunu gösterdiğini bildirdi.

Erdoğan, barış sürecinin devamının ancak İsrail’in yasa dışı yerleşim faaliyetlerini derhal durdurması ve 2 devletli çözüm doğrultusunda adımlar atmasıyla mümkün olduğunu vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu çerçevede, uluslararası toplumu Doğu Kudüs, Batı Şeria ve Gazze’deki Filistinli kardeşlerimize, bağımsız ve coğrafi bütünlüğe sahip Filistin Devleti mücadelelerinde destek olmaya davet ediyorum.

Bir başka potansiyel kriz alanı olan Balkanlar, her ne kadar çatışma ortamı yoksa da hala çok ciddi sınamalarla karşı karşıya bulunan bir coğrafyadır. Balkan ülkelerinin, Avrupa-Atlantik kurumlarıyla bütünleşmelerine büyük önem veriyoruz. Dünyanın bu müstesna bölgesinde barışın, istikrarın ve refahın hakim olması için üzerimize düşen görevleri yerine getirmeyi sürdüreceğiz.

Güney Kafkasya’da Azerbaycan ve Gürcistan’ın toprak bütünlüğünün sağlanması, bölgesel istikrarın özellikle anahtarıdır. Bu nedenle Yukarı Karabağ, Abhazya ve Güney Osetya ihtilaflarının çözümü için çok daha fazla gayret göstermeliyiz.”

“Nükleer silahların her çeşidine karşıyız”

Bugün görmezden gelinen her krizin, yarın bölgesel ve hatta küresel bir çatışmanın fitilini ateşleme potansiyeline sahip olduğunun asla unutulmaması gerektiğini dile getiren Erdoğan, “Bu çerçevede son günlerde dünya gündemini giderek daha yoğun şekilde meşgul eden nükleer silahların her çeşidine karşı olduğumuzu da özellikle belirtmek istiyorum. Dünyayı nükleer silah belasından tümüyle temizlemeden bu tür sorunların üstesinden gelemeyeceğimiz açıktır.” ifadelerine yer verdi.

“İnsani dram konusunda da iyi bir sınav verememiştir”

Erdoğan, dünyanın, tüm bu küresel ve bölgesel sorunlarla mücadele ederken, birkaç hafta önce Myanmar’dan aldığı acı haberlerle bir kez daha irkildiğini vurguladı.

Myanmar’ın Arakan bölgesindeki Müslüman toplumun, provokatif terör eylemleri bahane edilerek, adeta bir etnik temizlik yapıldığına dikkati çeken Erdoğan, şöyle devam etti:

“Zaten çok büyük bir yoksulluk ve sefalet içinde yaşayan, vatandaşlık hakları dahi ellerinden alınmış olan Arakan Müslümanlarının köyleri yakılmakta, yüz binlerce insan bölgeden ve ülkeden göçe zorlanmaktadır. Bölgeden göç eden insanların yönlendirildiği Bangladeş’teki kamplar, asgari insani ihtiyaçları dahi karşılayabilecek durumda değildir.

Uluslararası toplum, tıpkı Suriye’de olduğu gibi, Arakan Müslümanlarının maruz kaldığı insani dram konusunda da iyi bir sınav verememiştir. Şayet, Myanmar’da yaşanan bu trajedinin önüne geçilmezse, insanlık tarihi yeni bir kara lekenin utancıyla baş başa kalacaktır. Asıl olan, Bangladeş başta olmak üzere, ülke dışına sığınan Arakan halkının asırlardır yaşadıkları kendi topraklarında güven, huzur ve refah içinde hayatlarını sürdürebilmelerini temin etmektir. Türkiye olarak bu krizin çözümü için de gayret ediyoruz.”

“O zaman herkes başının çaresine bakmanın yollarını arar”

Kazakistan’ın başkenti Astana’da, İslam İşbirliği Teşkilatının toplantısı vesilesiyle katılımcı ülkelerle bu konuda özel bir oturum gerçekleştirdiklerini anımsatan Erdoğan, “Eşim, oğlum, Dışişleri Bakanımız, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımızı Bangladeş’e o kampları yerinde görmeye gönderdik ve orada yaptıkları ziyaretle gıda, ilaç, giyim bu tür destekler ve ikinci etabını da takip ediyoruz, bu desteklerimiz devam edecek” dedi.

“Artık 2. Dünya Savaşı sonrası dünya yok, dünya çok değişti”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Tüm bu gelişmeler ve yaşanan insani trajediler, Türkiye olarak ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ diyerek sembolleştirdiğimiz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin yeniden yapılandırılması çağrımızın haklılığını teyit ediyor. Aynı zamanda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin reforme edilmesinde ne kadar geç kaldığımızın da bu ifadesidir.

Tüm dünyanın temsilcileri sıfatıyla bu çatı altında bir araya gelen bizler, terör örgütlerinin cinayetlerine, insani krizlere ve mağduriyetlere engel olacak bir irade ortaya koyamazsak, o zaman herkes başının çaresine bakmanın yollarını arar. Bu anlayışın yaygınlaşması durumunda dünyamız yeni bir kaos ve zulüm fırtınasının içine sürüklenir. Batı ülkeleri yabancı düşmanlığı, ırkçılık, İslam karşıtlığı gibi eğilimleri engellemezse, kriz bölgelerindeki ülkeler, terör örgütleriyle ve yoksullukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesi ortaya koymazsa ve hep birlikte bunların tamamı için iş birliği yapmazsak sürdürülebilir bir dünyada herkes için barış ve insanca yaşama ideallerimize nasıl ulaşabiliriz?

Mülteciler Yüksek Komiserliği döneminde yakın iş birliği içinde olduğumuz Sayın Genel Sekreterin, bu doğrultuda yürüttüğü çalışmaları destekliyoruz. Mevcut yapısıyla insanlığın hayrına somut adım atma kapasitesi kalmamış olan bu çarpık sistemin devamında ısrar etmek, kimsenin faydasına değildir.”

Güvenlik Konseyinin demokratik, şeffaf, adil ve etkin yapıya kavuşmasını istediklerini ifade eden Erdoğan, Konseyin, tamamı aynı hak ve yetkilere sahip, her yıl 10’u yenilenmek suretiyle hepsi de 2 yıl görev yapan 20 üyeden oluşan bir yapıya kavuşturulması teklifinde bulunduklarını söyledi.

Böylece dünyadaki ülkelerin tamamının, sıraları geldikçe bu önemli kurumda söz sahibi olacağına işaret eden Erdoğan, “Artık 2. Dünya Savaşı sonrası dünya yok, dünya çok değişti. Öyleyse sadece 5 daimi üyeyle idare edilen bir dünya değil, tüm dünya ülkelerinin görev aldığı dünya ülkeleriyle idare edilen bir Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin insanlığın vicdanı olacağına inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını şöyle tamamladı:

“Sözlerime son verirken, yüzümüzün ve gözlerimizin rengi ne olursa olsun, gözyaşlarımızın aynı olduğunu hatırlatmak istiyorum. Sizleri, dünyanın farklı köşelerinde akan gözyaşlarını dindirmek amacıyla bir an evvel harekete geçmeye çağırıyorum. 72’nci Genel Kurul çalışmalarının, bu doğrultuda yapacağımız çalışmalara katkıda bulunacağını ümit ediyorum. Bu duygularla, insanlığın ortak parlamentosu olan bu çatı altında özellikle tüm ülkeleri ve halkları, şahsım ve ülkem adına sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.”

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.