Menü Altı
Menü Altı
Menü Altı
Menü Altı

Denetim

Denetim

Amerika Birleşik Devletleri’nden döneli bir hafta oldu. Kıbrıs adına ABD’de düzenlenen “Araştırmacı Gazetecilik” kursuna katıldım. Yaklaşık 20 gün süren eğitimler, geziler, seyahatler ve sosyal etkinliklerin ardından yeniden buradayım. Aslında bu tür bir yazıyı oradayken yazmam belki daha uygun olurdu ancak vakit yetersizliğinden bugüne kaldı.

ABD’deyken çok faydalı kurslara katıldık, çok ciddi eğitimler aldık. İlk başta 25 kişi olarak bu kursa katılacağımız açıklanmıştı ama daha sonra yedi kişi kurstan çıkarıldı ve dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen medya mensupları ile kursa başladık.

Washington DC, Ohio, Kansas City, San Francisco ve New Orleans’ta gerçekleşen bu eğitimlerde çok önemli kişilerden çok ciddi bilgiler elde ettik. Washington’da National Press Club’a, Newsuem’a, Washington Post’a, Ohio’da Ohio State University’ye, -ki 66 bin kayıtlı öğrencisiyle ABD’nin en büyük üniversitelerinden biridir-, Kansas City’de önemli müzelere, Kansas City belediye binasına gittik. Orada gazetecilerle görüştük, kurslara katıldık. Washington DC gibi son derece resmi, Ohio ve Kansas gibi son derece sakin yerlerin ardından San Francisco’ya gitmek bizim için adeta ağır çekimden hızlı çekim bir filme geçmek gibi oldu. 24 saat yaşayan bir şehir, aşırı bir kalabalık ve altı gün süren çok sıkı eğitimler. Orada Lowell Bergman gibi adını araştırmacı gazeteciliğe altın harflerle yazmayı başarmış kişilerden tecrübelerini dinlemek, Pulitzer ödüllü Cheryl Phillips’ten eğitimler almak, çok önemli insanların mezun olduğu Stanford University’yi gezmek, özellikle medyayla ilgilenen herkes için bulunmaz bir fırsattı. Son ziyaretimizi gerçekleştirdiğimiz New Orleans ise eğitimlerden çok insanların yaşam ve eğlence tarzı ile aklımda yer edindi.

Gidenler bilir, Amerika hikayeleri bitmez. O yüzden ben de bu yazıda sürekli olarak orada yaşadıklarımı anlatıp sizi sıkmak istemem. Zaten şahsi Facebook hesabımdan resim ve videolu paylaşımlar yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Benim bu yazıdaki amacım, Amerika’dan bakınca Kıbrıs’ın nasıl göründüğü.

Öncelikle şunu söylemeliyim ki iyi, hatta çok iyi olduğumuz noktalar var. Basın özgürlüğü de bunlardan biri. Oradaki basın mensuplarının bir bakana ulaşmak için bile geçtiği çetrefilli yolları dinleyince ne kadar şanslı olduğumuzu gördüm. Basınımızın dilediğini yazabilme, televizyon programlarımızda dilediğimizi konuşabilme özgürlüğümüzün ne kadar değerli olduğunu bir kez daha anladım. Baskı görmeden haber yapma ve siyasilerle olan irtibatlarımız sayesinde bilgiye ulaşmadaki kolaylığımız ise bize gayet normal gelse de, dünyanın birçok ülkesinde bu böyle değil.

Peki ya eksikliklerimiz? Açık söylemek gerekirse onlar da saymakla bitmez. Ama benim için en önemlisi yıllardan beridir hepimizin dile getirdiği bir konu: Denetim.

Denetim konusunda ne kadar zayıf olduğumuz sınırlarımızdan, toplanan vergilerden, suç oranından ve daha birçok örnekten rahatça görülebilir. Burada esas soru bizim devlet olarak ‘’neden bir türlü etkin denetim uygulamadığımızdır.’’ Yoksa acaba uygulamak istemediğimizden midir?

Yapılması gereken son derece basit icraatlar uygulamaya konulmayınca insanın aklına ister istemez bunların kasten yapılmadığını geliyor.

Bakınız, bu ülke yıllarca rahat yönetildi. Kimse kimseye pek dokunmadı. 1974 sonrası bu uygulama doğru bir uygulama olabilirdi. Sonuçta savaştan çıkmış, açlık ve sefalet içerisinde bir toplumduk. Ama eğer biz, tanınsak da tanınmasak da, dünya standartlarında bir ülke olmak istiyorsak artık gerekli denetimleri de yaşamın her alanında hayata geçirmeliyiz. Bunun zamanı çoktan geldi de geçti bile.

Birçoğumuz başta Avrupa olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerinde seyahatlere çıkıyor. Oralarda gördüğümüz basit ama etkili uygulamaları yapmak hiç de zor değil. Bunun için gereken tek şey iradedir.

Seçim dönemine girdiğimiz bu günlerde partilerimizin vaatlerini dinliyoruz. Ancak hepimiz biliyoruz ki kim kazanırsa kazansın bu vaatlerin çoğu gerçekleşmeyecek. Buna neden olacak birçok sebep sayabiliriz. Bu sebepler geçerli sebepler de olabilir. Burada esas konu, seçimi kazanacak partilerin uygulayacağı politikalar değil, ciddi bir konsensüsle gerçekleştirilecek devlet politikalarıdır. Madem ki biz devletiz diyoruz, madem ki sınırlarımız, kurumlarımız, kuruluşlarımız var ve bu ülkede bir devlet otoritesi mevcuttur diyoruz, başta denetim konusu olmak üzere birçok alanda bunu göstermek mecburiyetindeyiz. Gelişen dünyaya ayak uydurmak ve avantajlarımızı sosyal adalet anlamında kullanmak istiyorsak bunu yapmalıyız.

Ülkemizdeki birçok eksiklik ve hatayı gidermeye başlamanın ilk adımı denetimdir. Özgürlüklere ne kadar önem vermeliysek, denetime de en az o kadar önem vermeliyiz. Ülke olarak ileriye gitmemiz için bundan başka bir seçenek yoktur. Şu anda uygulanan sözüm ona denetimlerle de bir adım ileriye gidemeyeceğimiz aşikârdır.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir